Sigmund Freud’un tecrübeye dair şöyle bir tanımlaması var; insanlar yavaş yavaş inanmamayı, güvenmemeyi, sevmemeyi, kronik şüpheci olmayı öğrenir. Bu gerçekleştiğinde, artık ne yazık ki çok geçtir. İnsanların “tecrübe” dediği şey budur. “Kalbiyle bağlantısını kaybetmiş bir insana tecrübeli denir.”

Sanırım günümüzde de bu tanıma karşı gelecek pek fazla kişi çıkmayacaktır. Neticede bizde de tecrübe; sütten dili yananın yoğurdu üflemesi değil midir?

Bugün, yaşayarak, görerek, duyarak, okuyarak eriştiğim yegane tecrübem; hiç bir zaman yeterli bilgi ve birikime erişemeyeceğimi öğrenmiş olmamdır. En büyük kazanımımsa; sonsuz evrendeki bilgisizliğimi idrak etmiş olmamdır.

“Ars onga, vita brevis”

Dünyada o kadar çok okunacak kitap, gezilecek yer, tanıyacak kültür var ki; insan, hayatı boyunca bunlara gerçek manada erişemez ve hep eksik kalır. İşte bu durumu Romalılar; “Ars longa, vita brevis” diyerek, yani bir çoğumuzun aşina olduğu şekliyle; ”sanat uzun, hayat kısa” şeklinde özetlemiş.

Bu kısa hayatta sütten yanan dillerle nidalar atmaktansa; hayatın ritmini yakalayarak yeni keşiflere, yeni deneyimlere yelken açmanın daha yerinde olduğunu düşünüyorum.

Tecrübe; daha risksiz hareket etmeyi sağlayan ama kalple bağlantını da koparan bir edinimse varsın tecrübesiz, birer çılgın olayım.

Nitekim, Paulo Coelho’nun da dediği gibi; içinde bir tutam delilik olmayan hayat eksik bir hayattır.

Beyhan Cebeci

İletişim

iletisim@beyhancebeci.com

İstanbul